
Yassah gardaşım!
İnsanlar gibi soyu maymunlara dayanan bir hayat türünün yasalar icad etmiş olması elbette kimseyi şaşırtmamalı – hele Homo Sapiens Sapiens’lerin ta kendilerini (ne de olsa ‘Bildiğimizi Biliyoruz’-muşuz). Yine de bu yasaların ‘Bildik Bileli’ varolmasına rağmen insanların birbirlerine hala şenpanze gibi davrandıklarını, birbirlerini kesip biçip doğradığını gördükçe, bu yasalar da olmasa ne haltlar yiyeceğimizi tüylerimiz diken diken olmadan düşünemiyoruz. Anlayacağımız, yasalar ve beraberinde getirdiği yasaklar da olmasa, artık herşey Hobbes’ı bile şaşkına çevirecek bir kaos ve kargaşa’ya sürüklenirdi... Yani heryer devlet hastanesi veya kale arkası tribün gibi olurdu. Korkunç.
Neyse, sağ olsun yasalar, ülkemiz tıkır tıkır işliyor... yani, tıkır tıkır olmasa da tıngır mıngır yarım yamalak biyerlere gidiyor işte. Üstelik bizim millet kadar yasaklardan çekmiş az millet vardır herhalde. Siyasi yasaklar, dini yasaklar, töresel ve toplumsal yasaklar, kurumsal yasaklar... Üstelik kendine bu kadar yasaklar uygulayan bir toplumun aynı zamanda yasakların çiğnenmesini neredeyse ulusal bir hobi haline getirmesi de bir başka enteresanlık. Yaya geçidi desen önce araba geçer, kırmızı ışık desen palavra, sigara desen içeriz de sokağa atarız da, tek yön desen gireriz, inşaat yasak olsada gecekondumuzu inşa ederiz, girilmez derse gireriz, yazarlar linç edilmez dense de linç etmeye çalışırız... Hepsini de inadına yaparız, gurur duyarcasına. Neticede bir sorun var: hem yasak çok, hem takan yok. Yani ya yanlış yasakları uyguluyoruz, ya da doğru yasakları yanlış insanlara uyguluyoruz... ya da ‘yasak’ kavramının özünde bir sorun var.
Nasıl yasak lan?
Türklerde ezelden beri süregelen iki şey vardır: dil ve töre. Irkımız, coğrafyamız, dinimiz, devletlerimiz tarihte her zaman değişime uğramıştır, ama dilimiz ve töre anlayışımız istikrarlı bir şekilde devam etmiştir. Eski Türklerde ‘törü’ (töre) kavramı sonradan Moğolların etkisiyle ‘yasa/yasak’ (Moğolca ‘yasağ’) olarak günümüze dek gelmiştir (hatta Arapça ‘siyasa’ yani ‘siyaset’ kelimesinin de ukalalarca aynı kökten olduğu söylenir). Nasıl Cengiz Han’ın ‘yasağ’ı Moğollara itaat edilecek ve ölüm pahasına saygı duyulup sorgulamadan uygulanacak bir yasal temel sağladıysa, Türklerde de bu ‘törü’ anlayışı aynı işlevi görmüştür, ve bu iki ulusun Avrasya tarihine damgasını vuran o kendine has askeri disiplin ve siyasi yönetim anlayışının özünü oluşturmuştur. Yani ‘yasak’ her zaman ‘hanlık’ (yani iktidar) kurumunun halk’a tepeden uyguladığı bir yaptırım olmuştur. Hatta bu ‘yasak’ anlayışının Cumhuriyetimize dek süregeldiğini görüyoruz, ve bu dikotomik han/halk ilişkisinin bazındaki ‘yasak uygulayan/yasak uygulanan’ anlayışının toplumumuzda aşamalı olarak matruşka bebeği gibi aşağıya ve içeriye doğru tekerrür ettiğini görürüz. Koca devletten küçücük köy muhtarına kadar, kravat takıp masanın arkasına geçmiş, burnuyla ağzının arasındaki boşluğa kıl büyütmeyi hobi edinmiş, resmi hizmeti kendine mahsus görmüş her muktedir mahluk bir üstündekinin ona dayattığı ‘yassah’ları bir altındakilere aynı azim ve özveriyle saçmak için can atması da bu ‘yasak uygulayan/yasak uygulanan’ ikiliğinin ne denli toplumumuza oturduğunun bir göstergesi. Yani birşeyi yasaklamak bizim toplumumuzda bir insanın diğer insan üzerindeki üstünlüğünü ve iktidarını perçinleştiriyor. Hatta bir gece kulübünün kapısına mikrosefalik birkaç neandertal koy ve müşteriyi içeri alma/dışarı atma yetkisi ver, onlar bile birden kendilerine sanki evrim sürecinin uzaktan el sallayıp geride bırakmış birer maganda değil de, en saf Homo Sapiens soyundan türediklerine inanmaya başlarlar. İnanmıyorsan onlara sor bir daha gece çıktığında.
Neticede toplumumuzda yasak denen şey dışarıdan uygulanan ve kendi öz çıkarlarımızdan ziyade yasak uygulayan iktidar sahibinin çıkarlarına öncelik veren bir anlayış. Dolayısıyla bir zat kendini iktidar kurumunun tarafında bulursa, kendini yasaklardan da muaf görür, çünkü artık baskı uygulanan değil, baskı uygulayan taraftadır. Bu yüzden İstiklal Caddesinin trafiğe kapalı olmasına rağmen hale 30 saniyede bir (evet, saydım) araba geçer, ve bir kaç istisna dışında hiçbiri resmi hizmet aracı değildir. Kim bunlar peki? Dayısı/emmoğlu/görümcesi Beyoğlu Belediyesinde çalışan adamlar ve aileleri/arkadaşları filan. Yani herhangi yasak uygulayabilen bir iktidar kurumuna oradan buradan tutunabildikmi artık yasakları çiğneme hakkımız doğuyor, ve üstelik hakkımızmış gibi mağrur bir şekilde kendimizi başkalarından ayırt ettiriyoruz, üstünlük taslıyoruz, arkalarından korna çala çala, ucunda sigara sallanan kolumuzu camdan sallaya sallaya, kalabalık arasında boşluk bulduğumuz anda gaza basa basa. Bunun örneklerini daha birçok yerde görürüz: bir devlet memurunun size hizmet etmesinden ziyade sizin ona ayak işi yapmanız gerekirmiş gibi davranması; bir sürücü kursu eğitmeninin illada ilk sınavda sizi çakması ve bundan haz duyması; sigara içilmez denen yerde veznenin arkasındaki görevlinin yasaktan muaf olmanın verdiği tatminle fosur fosur sigara içmesi, vb. Peki heryer mi böyle?
Gavurung Yasağı
Biz kırmızı ışık filan demeden yolu geçeriz, gözümüz karadır... Oysa Danimarka’da kırmızı ışıkta sokağı geçmek bir yana, geçeni de uluorta azarlarlar. Yani her toplumda bir yasak anlayışı var elbet – neticede de olması lazım, yoksa bizim gibi sağı solu belli olmaz, birbirini sürekli katleden, maymundan türemiş, insan denen aç gözlü yaratık kendi soyunu çoktan tüketmiş olurdu bile. Ama Batılı ülkelerin yasak ve yasa anlayışında önemli bir fark var: onlarda ‘yasa’ anlayışı bizdeki gibi dışsal baskı unsuru değil, bilakis, içselleştirilmiş ve tam anlamıyla ‘özümsenmiştir’. Locke, Hobbes ve Rousseau gibi düşünürlerin etkisi, ve özellikle (Osmanlı’da olmayan) bir toprak sahibi aristokrasi sınıfının varlığı (ve bunun sonradan burjuvazi/orta sınıf olarak devamı), Batı ülkelerinde iktidar/kraliyet ile aristokrasi ve halk arasında bir ‘sosyal kontrat’ anlayışının ortaya çıkmasına olanak vermiştir (Magna Carta bunun ilk önemli öncüsü). Yani yasa, yasaklarla tepeden (‘han’ kurumundan) uygulanan bir yaptırım olmaktan ziyade ‘hanlık’ ile halk arasında ikisinin de beklentisi ve çıkarları doğrultusunda her zaman tartışılır, evrim geçirebilir ‘ortak’ bir olgu olarak algılanmıştır. Hatta bizdeki gibi yasa iktidarın himayesinde değil, bilakis, iktidar bile yasanın himayesindedir ve insanları iktidar bazında yasak uygulayan/yasak uygulanan olarak ayırmaktan ziyade herkesi iktidar gözetmeksizin barındırır ve eşitler.
Dolayısıyla bu ülkelerin birey-vatandaşı yasayı kendinin ‘dışında’ birşey veya ona zorla dayatılan ve itaat edilmesi gereken birşey olarak algılamaktansa, bir tüzel kişi olarak yasanın kendisinin bir parçası olduğunu ve kendisinin de yasada bir parça temsil edildiğini hissetmektedir. Yani doğrudan yasak dayatmak yerine ortak çıkarlardan hareket edilir, ve vatandaş kendisinin de çıkarına olduğuna inandığı için yasaları sadece kendi kendine değil, artık ayrıca kendisine uygular, dış baskı veya yaptırım hissetmeksizin. Neticede, örnek vermek gerekirse, Batılı birey-vatandaşın vatanperverlik anlayışında vergi ödemek en önemli unsurdur, çünkü bunun kısa vadede kendine bir kayıp olarak gözükse de sonradan kendisine, diğer vatandaşlarına, ve çocuklarına sosyal sigorta, sağlık ve eğitim hizmeti olarak geri döneceğini bilir; oysa bizim vatanseverlerimiz bayrak sallar, slogan/nutuk atar, ama vergiye gelince kaçıp kaçırmanın binbir yolunu arar, çünkü yasa her zaman kendisinin dışında, iktidar/hanlık kurumunun tekelinde ve birey-vatandaşın hürriyetini kısıtlayan, yasaklarla uygulanan bir yaptırım olarak görülür, sonuçta da vergi ödemeden vatansever olmanın altında yatan bariz riyakarlığı da aklımıza bile getirmeyiz.
Yasaklar Çelişkisi
Görüldüğü gibi, yasaklarla çelişkilerimiz devam ediyor – ve daha nice çelişki var. Mesela, niye kapalı yerde sigara içmek sağlığımıza aykırı olduğundan yasak da, televizyonun (bir iki istisna dışında) yüzde 95’ini teşkil eden estetik zevkden yoksun, kültürel anlamda tam bir çöplük haline gelmiş kanallarına milletin zekasına zararlı diye yasaklar getirilmiyor? Niye müstehcenlik cinsellikle sınırlandırılıyor da her kafamızı çevirdiğimiz yerde Hülya Avşar’ı görmeye zorlanmamız müstehcenlik ve hatta estetik kirliliği sayılmıyor? Niye bir insanın kendi öz dilini konuşması veya o dilde şarkı söylemesi yasaklarla sıkı sıkı denetleniyor da, toplu taşıt şöförlerinin yolcuların hayatını tehlikeye atarcasına arabalarını sürmelerine aynı şiddetle yasak getirilmiyor? Buyrun size kısa kısa birkaç yasak daha...
KISA KISA
1.Kullanmak (Içmek) YASAKTIR
Mantar, ot, hap, toz, çilek, jo, kafanı çekip keyif alacağın herşey yasak... tabii devlet tekelinde olmadığı sürece. Dolayısıyla en tehlikelileri – sigara ve alkol – serbest. Sağlığın önemli değil zaten, yeterki üretim-dağıtım-satım şebekesi devletin denetiminde olsun, paralar da cebinde.
2. Çimlere basmak YASAKTIR
Çimlere basılmaz zaten... uzaktan seyredilir, üzerine çöp atılır, çocuklar bisikletleriyle patinaj yapar, köpekler oraya buraya sıçar, tinerciler üzerinde yatıp kafa çeker, karabaşlar mangal yakıp ortalığı plastik torba ve pislik içinde bırakır, ama çimlere asla basılmaz, günahtır.
3. Para Kullanmak YASAKTIR
Bursa’da özel halk otobüslerinde bukart ve manyetik bilet kullanımına başlanmasıyla birlikte otobüslerin camlarına asılan anlamsız yazı: ‘Para kullanmak yasaktır’, sanki yanlışlıkla parayı çıkaran kendini birden Özel Tim tarafından etrafı sarılmış bulacak. Şöyle bir önerim var: ‘Para geçersizdir’. Hem silahlı polis müdahalesine gerek kalmaz, hem daha az salakça sanki.
4. Aşk ve Seks YASAKTIR
Yasak aşk... ebeveynlerin tasvip etmediği birliktelik, evli bir erkek/kadınla ilişki, aldatma, metres, orospu, porno, kerhane... ne yazık ki hepsi yasak. Ama üzülmeyin, size müjdem var: Aynı kişiyle ömrünün sonuna kadar bir eve tıkılıp dırdırı bitmez bir kayınvalide edinmek yasak değil. Ya-şa-sın.
5. Sigara İçmek YASAKTIR
Dünyanın en manasız yasağı... Sigara gibi iğrenç ve kesin ölüme sürükleyecek bir zehiri bütün gün akciğerlerimize doldurmamızı yasak etmek, intiharı yasaklamak gibi birşey. Herif zaten hür iradesiyle kendini kanser, kalp hastalığı ve erken bir ölüme razı etmişse artık neyi yasaklayacaksın? Güzel sağlıklı bir yaşamı mı?
6. Köprüde yürümek YASAKTIR
Evet, köprüyü yaya geçmek yasak. Yapman gereken şu: Sürdüğün arabayı köprünün ortasında durdur, hemen inip korkulukları aş ve kendini zabıta ve televizyon ekipleri gelene kadar kenardan sallandırıp arada bir feryad et. Kameralar varır varmaz ilan-ı aşkını milyonlarca Flash, Show ve Star TV izleyicisi önünde yap, göğsüne yumruk atıp feryad etmeye devam et. Ama sakın atlama, çünkü sen ne kadar hayat çekilmez sansan da kolundaki o jilet yaralarının tuzlu suyla teması HİÇ çekilmez. Üstelik o bile yasak.
7. Dinen YASAKTIR
Cennete gideceksen uyulması gereken bir sürü yasak var... ama dinsiz imansız bir kafirsen şanslısın, çünkü o yasakların hiçbiri sana bir anlam ifade etmez. Nasılolsa cehenneme gidecen, bari tadını çıkar.
7. Girmek YASAKTIR
Askeri bölgelere, üye olmadığın kulüplere, inşaat alanlarına, terkedilmiş binalara, damsız ve tanıdıksız barlara, izinsiz olarak kamu alanlarına, tekyön sokaklara, vizesiz olarak bir Batılı ülkeye, özel bir plaja, orada burada suya, gayrimüslimsen Mekke’ye, Kıbrıslıysan Güzelyurt’a, kim olursan ol Kuzey Kore’ye, kimliksiz, ehliyetsiz, parasız, dilekçesiz, izinsiz, vizesiz, tecilsiz, habersiz, sabıka kayıtsız, noter tasdiksiz... GIRMEK YASAKTIR! Insan gibi söyledik kardeşim, git hadi işine.
8. Korsan YASAKTIR
VCD, DVD, CD, MP3, DİV-X, bilgisayar oyunu, saat, tişört, blucin, kitap, para kopyalayan korsanlara artık dur demek lazım. Bundan böyle lütfen sokakta kolunda kanca, bacağı kütük, tek gözünde yama, omzunda papağan, şapkasında kurukafayla gezen herkesi ihbar edelim. Kıyafet kanunu elden gidiyor.
10. Reklamı YASAKTIR
Sigara ve içki reklamı yapılmaz çünkü bu tür sağlığı zedeleyici, ahlak bozucu, aile yıkıcı, hayat mahvedici, kanser ve hastalık körükleyici zehirli maddelerin kullanımı teşvik edilmemeli... sadece heryerde herkese açıkça satılmalı.
11. Itiraz Etmek YASAKTIR
Özellikle futbol’da geçerli bu yasak. Bu tabii en çok Türk futbolunu olumsuz etkiliyor çünkü bütün futbol ekolümüz hakeme itiraz üzerine kurulu. Kaybettiğimizde hakem oyunlarına kurban gidiyoruz, kazandığımızda hakemin dört dörtlük yönetimini övüyoruz, hangi hakemin hangi maçı yöneteceğini bir hafta önceden tartışıyoruz, her verilen kararın ne gibi art niyetler içerdiğine dair kafa yoruyoruz, televizyonda saatlerce ‘ileri al, geri al, dur!’ misali didikliyoruz, Pierluigi Collina emekliye ayrılınca milletçe kahroluyoruz. Bir de itiraz etmek yasak olmasaydı artık her faul kararı mahkeme duruşmasına kadar giderdi.
12. Camı açmak YASAKTIR
Aman camı açma sakın, hava eserse hepimiz hasta oluruz! En sağlıklısı, kışın toplu taşıma araçlarında camları iyice kapamak ki o hoş eksoz/ter/et/ıslak çorap karışımı koku güzelce üstümüze sinsin, milletin ağzından burnundan soluduğu mikroplar iyice herkese yayılıp yerleşsin. Bir de n’olur n’olmaz yirmi kat giyinelim, ısıyı da sonuna kadar açalım. Her burnumuz aktığında da leblebi gibi antibiyotik yutalım. Çok sağlıklı.
13. Yemek YASAKTIR
Onu yeme bunu ye, bu bilmemne kanserini %18 önler, şu üç haftada iki buçuk kilo kaybettirir, o antioksidan içerir, bunda serbest radikal fazladır... her gün ayrı bir araştırma ve beraberinde gelen ayrı bir yasaklar listesi. Ama hala yumurta faydalı mı değil mi onu bile bilmiyoruz.
14. Cep Telefonu Kullanmak YASAKTIR
Uçakta, otobüste, hatta bazı sokaklarda ve binalarda bile cep telefonuyla konuşmak yasak, mesela İşçi Partisi’nin olduğu binanın girişinde. Diğer yasaklamamız gereken şeyler: telefon edenin telefonu açana ‘alo?’ demesi, ‘şarz’ kelimesi, polifonik melodiler, SMS’in sarhoşken kullanımı, şiirsel/derin/felsefik/pozmodern mesajlar, ‘kontürüm bitti’ mazereti, ve kızıl saçlı arı kıyafetli çocuk içeren bütün Turkcell reklamları – hele şarkılı olanları. Ihh.
15. Ateşli silah YASAKTIR
Tabanca filan bulundurmak yasaktır... maganda olmadığın sürece tabii, çünkü magandalara yasak uygulanmaz. Eğer silah kullanmak zorunda kalırsanız, bunun için en uygun yerler kalabalık coşkulu ortamlardır: düğün, maç, parti, sokak ortası, bar, kahve, restoran, gece kulübü, gazino, casino, meclis, hepsi uygundur, ve kullanımı erkek olduğunuzu ispatlar. Tabancaya uygun aksesuarlar: bıyık, beyaz çorap/siyah pabuç, altın yüzük/bilezik/kolye, siyah palto, Tofaş Şahin (kaçak mal taciri için Mercedes), tesbih, ve bol kepçe şeref-onur-gurur-namus-haysiyet filan gibi şeyler.
16. Kendimize Hakaret Etmek YASAKTIR
TCK’nın 301. Maddesine göre kendimizi küçük düşüremeyiz. Bu yasanın bizi yurtdışında küçük düşürmesi ise istihza sözcüğünün sadece tanımlaması değil, adeta parti şapkası takıp etrafımızda şıkıdım şıkıdım göbek atması gibi birşey. Yasayı özetlemek gerekirse: Biz melek, Onlar şeytan. Konu kapanmıştır.
17. Düşünce YASAKTIR
Aman, aklından bile geçirme, hele hele kelimelerle ifade etme, silahlı üniformalı adamlar gelip seni tutuklar. Eğer ne düşünüp ne düşünmemen gerektiğini daha iyi öğrenmek istiyorsan, Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulu her vatandaşa süresi 8 ila 15 yıl arasında değişen ‘öğretim’ programları sunuyor. Bu program süresince size her konu hakkında saman kağıdına basılı birer resmi kitap hazırlanacak ve programı iyice öğrenmenizi sağlamak için türlü sınavlara tabi tutulacaksınız. Kursun sonunda ise kimin iyi kimin kötü, kimin şehit kimin ölü, kimin barbar kimin medeni, kimin suçlu kimin suçsuz, kimin haklı kimin haksız, kimin Biz kimin Onlar olduğunu adeta ezberlemiş olacaksınız. (NOT: Bu programın içeriği ülkeden ülkeye değişebiliyor, hatta bazı ülkelerin programlarında öğrendiğinizin tam tersi öğretilebiliyor – diğer adıyla ‘Yalan’. Bu ülkelerden sakının.)
18. Eğlence YASAKTIR
Bu yasak genelde sizin eğlenmenizden kıskananlar tarafından uygulanır – mesela yan masadaki birbirinden sıkılmış ama yalnızlık korkusu yüzünden birbirinden ayrılamamış, alışkanlık gereği hala beraber olan boş gözlü genç çift; üst kattaki yaşlı, yalnız ve mutsuz komşu; hayatından bıkmış ev kadını; tatil köyünde birbirlerine karşı olan sıkıntılarını üzerlerinden atıp başka yöne savurabilecekleri bir hedef arayan, şımarık çocuklarının bağırtısından bezmiş genç anne-baba; kendisine verilmiş yetkiyi, iktidar ve güç ihtirasını yasak uygulayarak tatmin edebilecek, hayatı boyunca acısını çektiği eziklik hissinin üstesinden gelmeye çalışan godoş müdür/muavin/görevli; sınıfında kendisini tınmayan, hatta hayatında kimsenin kendisini tınmamasına kahrolan, düşük maaşlı öğretmen; zengin piçlere acı çektirmek isteyen varoşda büyümüş polis/bouncer/güvenlik görevlisi... vesaire.
19. Park etmek YASAKTIR
Aslında arabanıza bağlı. Eğer bu yasağı çiğneyecekseniz altınıza şöyle tank büyüklüğünde küstah bir jip veya kibirli kırmızı bir spor arabası alın, hatta mümkünse güzel bir kadın olun ve genzinizden konuşun, ördek gibi. Bu mükemmel karışıma kimse kıyamaz, o cici zenginliğiniz ve maddi üstünlüğünüz insanları hipnotize eder, size ayrıcalık tanınır, özür bile dilemeden arabanıza biner gidersiniz, insanlar da arkanızdan el sallar... hatta iki el birden... bir aşağı bir yukarı... sallayıp durur.
20. Dışkı YASAKTIR
Sokaklarda tükürmek, sümkürmek, işemek, sıçmak, kusmak, çöp atmak gibi faaliyetlerde bulunmamak sanki temel mantık kurallarının ilkidir, ama buna rağmen sokağımın tükürük, sümkürük, çiş, kusmuk, sıçmık ve çöp içinde olması bu tezi çürütse de aynı zamanda başka bir tezin de doğruluğunu kanıtlıyor: insanlar gerçekten maymundan türemiş... üstelik türeme süreci pek fazla yol da katetmemiş.